27 Aralık 2007 Perşembe

Sevdim seni

Ya bööle çok ciddi konuşuyo ama anlattığı sıradan bişey...ama ciddi ses tonu bildiğin. Sonra birden bişey söylüyo' bi de mimik. AHAHHHAHAAHHAHAHAAHAHAAHAH

Abi çok komiksin lan!

26 Aralık 2007 Çarşamba

Das parfume

Do not stand so close to me.
Your scent reminds me something we belong.

Tencere dibin kara.

Çelik tencere gibi herşeye karşı dayanıklı olmak için kasarsan herşey üzerine yapışır kalır.
Teflon gibi olucan bööle...Tüm sıkıntı, tasa üzerinden kayıp gidicek...

25 Aralık 2007 Salı

first time (ben de)

[12:25] o - çok üşüdüm önce kaloriferler sönünce yakacak bişey kalmamış -geriyeeeeeeeee: ne guzel lan blogun
[12:26] o - çok üşüdüm önce kaloriferler sönünce yakacak bişey kalmamış -geriyeeeeeeeee: seviyorum seni

reconstruction

...
- Seni tanıdığını mı sanmış?
- Hayır, beni sevdiğini sanmış.
- Ne hoş. Bu seni rahatsız etti mi peki?
- Hayır, pek sayılmaz.

24 Aralık 2007 Pazartesi

Bay bay bay ram

Bu bayramda hiçkimse bana para ya da şeker ya da başka bi hediye vermedi.


Unutuldum.

23 Aralık 2007 Pazar

sen online ol ben bilgisayarı açık bırakıp uyuycam şimdi yanımdaymışsın gibi oluyo.

Eskiyi hissetme(k)

Bu gece görücem seni diye çok korktum. Halbuki ben seni defalarca gördüm.

Giyinik gördüm
Çıplak gördüm
Gülerken gördüm
Ağlarken gördüm
Banyo yaparken gördüm
Sevgilinle gördüm
Bi kez rüyamda bile gördüm seni



Nedir bu geceki korkum...Nerden çıktı anlamadım. Bir tedirginlik, bir diken üstünde hissetmecilik, bir saçmalık bir sapanlık...

22 Aralık 2007 Cumartesi

Bu şehir beni kesmiyor.

21 Aralık 2007 Cuma

Çok güzelim abi kabul et hadiiii...
Onun bunun depresyonu, şunun sevgilisi, bunun suratsızlığı, birinin seviştikten sonra yüzüne bakmaması, birilerinin seni değersiz hissettirmek için ucuz oyunlar oynamaları, birilerinin egoları, sana küsmeleri-sen daha ne olduğunu bilmezken-, onun ilişkisi, bunun hayatın hakkındaki yorumları, babanın vicdanı, kardeşinin acısı, senin yüreğindeki küllük-izmarit dolu, aptal uzun saçların-özlesen de, gidemediğin yolların özlemi, Nazım' ın şiirindeki soğuk hava, yaşadığın yerdeki pis hava, yazmaya korktukların, yaşamaya korktukların, birilerinin sesi, birilerinin kokusu-unutamadığın, dans ederken yere en yakın olduğun zaman, sevişirken en yakın olduğun zaman, ağlarken kötü hissetmemen, içilen şaraplar, mor dudakların, dudakları, ensesi, bittiği an, başlamayacak olması, solcuların anıları, unutulmuş aileler, bayramlar, teras katı, kabullenecek kadar büyük olman ya da artık kaşar olman ya da artık ne olduğunu unutmuş olman...

19 Aralık 2007 Çarşamba

15 Aralık 2007 için

"Bir mısra gibi ağzınız..."

Bir gün başka bir yerde başka bir hayatta birlikte oluruz. Üzülmüyorum. Ağlamıyorum.
Hiç resmimiz yok. Seyredemedik ikimizi dışarıdan hiç. Bu nasıl sevgi? Al al olmuş yanaklarınız...

Saçlarınız karışmış kafanız kadar. Uzanın yanıma. Ben sizi seveceğim. Olduğunuz gibi. Ben sizi bir zamalar nasıl sevdiğimi hatırlayacağım, yeter ki izin verin. Ben size dokunacağım, çok yavaş hissettirmeden. Sevdiceğinizin duymayacağı şekilde...Mevsimin bu zamanında tanışmıştık, hatırlar mısınız? Gene aynı mevsimdeyiz. O zaman ne kadar mutlyduk, şimdi de o kadar mutluyuz.(?) Birbirimize mahçup değiliz ya sarılabiliriz. Değil mi? Bakire değiliz en azından. Neyse ki değiliz. Hatta tekrar sevebiliriz kalbimizdeki tozları temizlersek. Siz ne dersiniz? Gözleriniz aynı, değişmemiş. Biz sizinle neden bu kadar iyi vakit geçiriyoruz? Ya da bana öyle geliyor, pardon affınıza sığınıyorum. Ben herşeyi "öyle" zannediyorum. Cahilim sanırım.
Size anlatmak istediklerim var ama yorgunsunuz. Dinlemeyin beni. Siz uyuyunuz. Ben de arkanızdan geleceğim...Uykuya. Sarılınız bana sıkıca. biliyorum başka bir dünyada birlikteyiz sizinle. Hem de hiç ayrılmadan. Seyrediyoruz zamanı gözlerimizde tozlarla...

16 Aralık 2007 Pazar

I have always felt so close to you.

Now I know I still feel close but in another way.

13 Aralık 2007 Perşembe

Hay Allah

Yeter ki onursuz olmasın aşk diye bi şarkı çalıyo. Ne bu? şaka mı?!!!!!...

Neyse ki "Yakarım dünyayı uğruna ama sana eğilmem" demiş. Bak bu doğru .
Cici kediye çok alıştım. Noolur o gitmesin. Çok üzülürüm.

Gerçekten.
Küsmüş bana yesinler...
Allahın sıpası!

12 Aralık 2007 Çarşamba

İçimizdeki Sapık

Tramvaya bindim. Yer buldum, oturdum. Bi durak geçti. Kapıdan bi kadın (?) girdi. Siyah uzun manto, kısa paçalı pantolon, taşlı çizmeler; sivri burunlu ve ince topuklu, leopar desenli çanta, saçlar sarı; arkadan toplanmış. Ucuz bi parfüm kokusu yayıldı etrafa. Yanımda ayakta duruyor. Hatlar sert, elleri kaba, kadın eli gibi değil. Saçlarının alnıyla birleştiği noktalar bi garip, saçı peruk da değil ama bi tuhaf. Dudakları fazla ince ve dudaklarının üzerindeki tüyler fazla alınmamış.

Hareketleri erkek.

Gergin.

Herkes onu inceliyor. Acaba?...

Yanıma oturdu. (Sessizlik)
Bütün kafalar oturduğumuz ikili koltuğa çevrili. Kimsenin bana baktığı falan yok, fark bile etmemişlerdir. Olabildiğince paspalım. Saçlarım pırasa demeti gibi saçılmış etrafa. Suratım bembeyaz. Yanımdaki ise farklı. İnsanlar ise adi.

Tramvay duraklarındaki görevliler iğrenç. Burası hangi durak diyorum. Adam önce memelerime sonra bacaklarıma bakıyor. Ona göre cevap verecek herhalde. "Beyefendi içerideki anons zeytinburnu dedi, ben de indim ama burası zeytinburnu değil, neresi burası" diyorum. Hala vücudumu inceliyor. "Hadi ya" diyor. Acayip yardımcı oldu. Nerde tecavüz etsem bu karıya? bakışlarından midem bulanıyor. Kusmak istiyorum. "Siktir" diyip arkamı dönüp gidiyorum.

Sadece tansiyonum 28 e fırlamadan evime gitmek isterdim ama eğer İstanbul' da yaşıyorsan ve evine gidebiliyorsan zaten bu bir mucize ve asla şikayet etmemelisin. Hatta görevli bana tecavüz bile etmedi, ne kadar şanslıyım. Lay lay lom...


11 Aralık 2007 Salı

?

Aradım neden cevap vermedin msn den yazdım cevap yazmadın nereye gidiyorsun kiminle gidiyorsun geç oldu eve git geç oldu eve gel ben geldiğimde evde ol ben de seninle gelirim telefonunu açmadın sana ulaşamadım ne yaptın neredeydin seni zorla götürüyor gibiyim neden ordasın benle değilsin yarın napıcaksın neden gülmedin neden ağlıyorsun neden onları oraya koydun....


Eskiden bu soruları bu kadar sık duyuyor muydum? Duyuyordum da takmıyor muydum? Birilerine iyi niyetimden dolayı çok fazla mı hesap verdim hayat boyu ve onlar da bunu "hak"ları olarak mı görmeye başladılar?

Yoksa gerçekten insanların yapacak işleri yok ve düşünecek şeyleri olmayacak kadar aptallar mı?



Neden rahat vermiyorlar?

dad

Babam bir ruh hastası. Hayatımdan çıkıp gitmesi için ne teklif etmem gerekiyor acaba?

7 Aralık 2007 Cuma

Aile kurumu bana göre değil

Akrabalar, normalde 1 dakikanı bile aynı mekanda geçirmeye dayanamayacağın insanlar. Nedense onları görmek zorunda olduğumu iddia eden bi annem var sürekli başımda...Bıktım.
Gene şişmanladım ben çaktırmadan.
Yolda yürürken içimden kendi kendime konuşuyodum. Aklıma komik bi espri geldi. Kendim yaptım, kendim güldüm içimden.
Aslında birine yapsam çok komik lan dedim bi de...

Bir zamanlar ruhum başka bi şekildeyken birini sevmiştim. İçimden kendi kendime onla konuşuyodum devamlı. Sanki hep o yanımdaymış gibi oluyodu o zaman. Aslında kendi kendime seviyodum onu. Onun pek aldırdığı yoktu. Aklı başka biyerlerdeydi. Başka birinde...
Artık içimden konuşurken onu hatırlamıyor olmak çok güzel.



Birini hatırlamıyor olmak veya birine karşı bir şeyler hissetmenin ne demek olduğunu hatırlamıyor olmak...evet bu kötü belki.

4 Aralık 2007 Salı

.Kimse

Gel...Gel işte gidelim. Ne var ki sanki?!...Bırak şu arkandakileri, bırak anneni, babanı, kardeşini, eski sevgilini, yeni sevgilini, ilk aşkını, ilk dokunuşları, bırak kafandakileri koy bi' kenara. Gel kafaları değişelim, içindekileri de...Gel işte. Elimi tutma istemem, sadece yanımda yürü, o kadar...Beni sahiplenme istemem. Bana söz verme istemem. Kedimi sevmesen de olur, ben zaten ikimizin seveceği kadar seviyorum onu. Onu da alıcam yanıma ne olursa olsun.








Kimse yok...Sen de gelmezsin. Hep kandırılacak kızlar var biyerlerde. Bakılacak birileri var göz ucuyla da olsa. Kaygılanılacak bişeyler var.

Ben soluyorum...Kimse gelmiyor. Hep yalnızım, hep yalnızım. Günleri görüp soluyorum. Renkler soluyor. Ağlıyorum.

3 Aralık 2007 Pazartesi

an'lar

Eskiden Roll dergisi alıyodum. Müzisyenlerin hayatları veya çıkardıkları albümler veya benzeri şeyler çok da fazla umurumda olduğu için değil. Sadece sayfaların üstlerinde yazan, birilerinden yapılmış alıntıları okumak için. Galiba tekrar almaya başlayacağım bu dergiyi...
Bi de şeyi seviyorum:
Uzun yola çıktığımda içimden kendi kendime konuşup, şarkı söylemeyi ve yoldaki herşeyi okumayı: Tabelalar, arabaların plakaları, yol kenarındaki restaurantlar ile ilgili yazılar falan...Bi de deterjan kutularının üstü, kullanma kılavuzları, ilaç prospektüsleri var, onları da okuyorum.
Kış geldiğinde sıcak çikolata ve kurabiye alıp battaniyenin altına girip film seyretmeyi de çok seviyorum. Üzerimde de hiiiç ama hiç seksi olmayan en korkunç eşofmanım olması tercihimdir...



Saçlarını yıkadıktan sonra saç kurutma makinesiyle kuruturken sıcak hava ile karışan ve etrafa yayılan ucuz şampuan kokusu, sabah uyurken mutfaktan gelen tahta kaşığın tencereye vurulma sesini duyunca karnının acıkması, yatağa girdiğinde buz gibi olan yatağın vücut ısına uyum sağlayıp ısınması ve uykuya daldığın anı hatırlamamayı seviyorum.
Bi de biri sana bişiler anlatırken uyumak var. Karşındakine biraz ayıp oluyo ama gerçekten çok zevkli.

.

Bi' gün o da gidecek diye korkuyorum.

adidas gazelle giy canımı ye

Eğer bi erkeğin bacakları güzelse (güzellikten kasıt ince veya biçimli olması değil-"özgü" olması) kot giymişse bi de adidas gazelle varsa altında kotun, benim midemden değişik bi türde kelebek yuvasından çıkmayı akıl ediyor, biraz geziniyor, içimde bi kıpırdanmalar oluyor. Yani o görüntü çok fena oluyor be ooooooof off anasını sayın seyirciler...Bu erkekler bazen insanı mutlu ediyor demek ki, farkında olmasalar da...

plaza kadınları

Bunların hepsi aynı.
Aynı ton fondöten, aynı tarz çekilmiş fön, fransız manikürü, tek taş alyans, topuklu pabuçlar, gömlek, ceket, etek, üzerinde gül desenleri olan çoraplar, büyük koyu renk camlı güneş gözlükleri, tercihen röfleli, sarı ya da kızıla boyalı saçlar, aynı zarif süsü verilmiş el duruşları, aynı kibirli ifade takınılmış bakışlar, aynı- topukları yere tak tak tak vurarak- hızlı, meşgul izlenimi verilmiş yürüyüş...
Ve nedense, her sabah, saçımı bile taramadan, ayağımda çamurlu botlarla, 2 sene önce işe girerken aldığım pantolonla, üzeri sigara yanıklarıyla dolu olan bordo uzun çadıra benzeyen paltomla sekiz buçuk mesaisine yetişmek için koşturan, kan ter içinde kalmış, suratı makyajsız bembeyaz kalmış bana bakıyolaaaaar bakıyoolaaaaaar, ya çok acıdıkları için ya kıskandıkları için. nedendir bilinmez...Ama sebebi her ne olursa olsun ne kadar mutsuz olduklarını saklayamıyorlar...

İzleyiciler

Açıkladıkça batıyorum...