30 Temmuz 2009 Perşembe

Her ayrılış bir kayboluş
Her kayboluş terkar kendini buluş


Büyümek?................................
Sırf biyerlere yazmak için mi yaşıyorsun aşkı?

28 Temmuz 2009 Salı

Koluna dokunup başımı omzuna koydum. O an herşey daha iyi geldi. İçimden sürekli neden bunu yapıyorum Tanrım neden bunu yapıyorum diyordum. Sanki son bir şanstı acaba geri mi dönsem diye. Oysa ki bu bir oyun değildi. İkimiz de biliyorduk.
Kim karar veriyor neyin doğru olduğuna dersin? İkimiz de çıkıp birimizin hayır ya nooluyo ki saçmalama demesini mi bekliyoruz? Ama aslında ne ben ne de sen biliyoruz neyin doğru olduğunu. İki kaybolmuş insan ve iki kaybolmuş kalp. Seni hala seviyorum. Kime ne!

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Ben yazdım ne var

Kişi sadece kendini düşündüğü ve olayları kendi tarafından görmeye devam ettiği sürece başkalarının kalbini kırmaya mahkumdur.

21 Temmuz 2009 Salı

Hepimiz bi yerde insanız di mi?




Ama nerde?...

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Her yaz sen de yaz bunları bir yere

Her yaz gidiyorum abi sakin durucam diyorum duramıyorum. Her gece bar taburelerinin üstünde 90 ların rock şarkıları eşliğinde kendimden geçiyorum. İllaha tekila içiyorum. Bok var sanki bira kesmiyor. O tekilaları içtikten sonra illaha gidip tanımadığım insanlarla dans etmek gibi bi huy da edindim. Onların da kafası dev güzel olduğundan hiç hayır ya napıyosun falan demiyolar. Bi eğlencedir bi azmaktır gidiyor. Sabah 4 lere kadar kapanan bar personeli ile bile içiyorum. Allahım sonra dolmuş beklemek falan kısmı var tabi o hal ile. Dolmuş beklemektense gidip plajda bira içelim diyoruz nedense hep bu insanlarla. Ve sabah 9 da bazen 10 da falan hala plajda bira içmeye çalışıyor oluyorum. Neden allahım ya neden? Neye bu kadar isyan edesim var? Neyden kaçıyorum acaba? Sabah 9 da plajda güneşin altında hala içiyor olmanın nesi zevkli ki hele de en çok istediğim şey uyumakken?
Genelde en utanç verici yanı bu insanları 10 günlük tatil sonunda Taksimde başka bir barda görmek oluyor. Genelde yanlarında kız arkadaşları falan oluyor ya da erkek arkadaşları. Tabi sevgili yanında düzgün durma gibi bi prosedür var. Hepsi çok aklı başında görünüyorlar. Halbuki içimden sabah 9 da donla denize girdik lan hatırlasana euaheuhaeuehuaaehueh diye makara yapmak geliyor. Tabi susup fazla renk vermiyorum...

11 Temmuz 2009 Cumartesi

"Geçici dövme" yapan adamı görünce Hayatta herşey geçici diye düşünürken yakaladım kendimi.

10 Temmuz 2009 Cuma

9 Temmuz 2009 Perşembe

Paris Dakar rallisini bilenler şimdi söyleyeceğim şeyi dinleyin.

Fatih' in külüstür bi motoru var. Ama öyle böyle külüstür değil yani. Egzosundan tak tak pat pat PAT falan diye sesler geliyor giderken. Arkada oturulacak yer paslanmış demirden bööle kıçın düzleşiyor hatta demirin deseni çıkıyor kıçına. Hayatımda bindiğim en korkunç aygıt. Bi de Fatih Dia dan alışveriş yapıp torbaları kendi sırt çantasını arkasında da beni o motorla dün taşıdı. Altıma sıçıyodum. Dua falan edip Tanrı' ya ölmemek için yalvardım. Bodrum sokaklarında herkesi tanıdığı için arada elini bırakıp millete el sallıyo falan ben artık gözümü kapadım bariz. Hani ölürsek görmiyim bari tramva yaşamadan gidiyim öbür tarafa.
Bi ara benzin almak için durduk. Abi bu aygıt benzinle mi çalışıyo ben büyük pil takılıyo sandıydım falan diyorum. Bi baktım motorun arkasında bi tabela. Fatih tabelacı olduğundan kendi yapmış tabi. Bariz Takar yazıyo. Benzincide koptum ben. Pompacı adam falan tuhaf tuhaf baktı. Ne var abla der gibi.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Bobi git bana güzel günleri getir.
Hava soğudu. Kapıları kapalı evlerin. Etraf karanlık. Üşüyorum. Neden teyzeciğim yakmıyorlar mı kaloriferleri burada? Öyle değil yavrum benim içim üşüyor. Gözlerim doluyor. Belli etmiyorum.
Kuyular var. Açıp içlerine bakmadıkça sadece yankıları geliyor dışarıdan. Biz ise onları gerçekler sanıyoruz. İçindekileri bilmiyorlar. Kuyu sensin. Sen... Kuyuların içindekiler senin yüreğindekiler. O kadar derinlerde bir yerde ki hissettiklerin dışarıya sadece yankıları geliyor. Ağladığın zaman kahkaha gibi duyuyorlar. Sense sürünüyorsun dışarıya bi yerlere ulaşabilmek için. En son kime vermiştin anahtarını o kapının. Geldi açtı ve baktı...Sadece baktı...Israrla baktı...Görmedi... Yeterince derin bakmadı ve çıkıp tekrar gitti arkasına bakmadan... Oysa ki sarkıttığın iple birlikte aşağı iner sanmıştın. İpin ucu boşlukta sallanıyor şimdi. Sen ise kapıya doğru sürünüyorsun bütün tozları sıyıyrarak bedeninle.


Nefes alıyorum. Nefes alıyorum ve nefes veriyorum. Belki duyarlar diye. En son kapıyı açtıklarında gördüm, bir çizgi ışık geldi içeri...Hala yaşadığımı anladım o zaman. Hala nefes aldığımı anladım o zaman. Arada gelip bakanlar oluyor. Ben ise onları göremiyorum kafamdaki tozlardan gözüme gelen saçlardan, Kalbim çarpıyor. Kalbim her gün daha hızlı çarpıyor. Kalbim bazen tam duracakken daha hızlı çarpıyor. Ölmek istemediğini biliyorum ama dayanamadığını söylüyor.

Uyumak bazen yardımcı olmuyor.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Lara

Kuzenimin çocuğu olan Lara artık benimle Bodrum' da. Alman Türk kırması olan bu muhteşem varlık sanırım hayatımda gördüğüm en güzel kız. Abartmıyorum gerçekten öyle. Koskocaman rengini tarif edemediğim ela, yeşil ile altın rengi arası gözleri, suratının yarısını kaplayan kirpikleri, küçücük dolgun dudakları, minnacık bir burnu var. Saçları da ipek kadar yumuşak ve enteresan. 6 yaşında olmasına rağmen gözlerindeki anlamı görmeniz lazım. Bir insan bu kadar mı anlamlı bakabilir? Türkçe konuşulunca anlıyor fakat herşeye almanca cevap veriyor. Ben de olan müthiş almancamla anladığım kadarıyla anlaşıyoruz işte. Zaten konular basit neyse ki: Bakkala gitmek, şeker ya da sakız almak, denize taş atma yarışması yapmak, yüzmek, resim yapmak. Bana devamlı gülüyor. Devamlı güldürüyorum onu. Komik şeyler yapıyorum, böcekleri kedileri falan kovalıyorum, denizde fok taklidi yapıyorum. Acayip seviniyor. Lara kommst du hier. Nein! Lara bitte....Nein!!Ich möchte schwimmen...İyi çıkmıyor zaten denizden bu çocuk. Yüzgeçleri çıkıcak yakında. Bugün tutturdu tavla oynayalım diye. Bildiğinden değil. Öyle zarları falan atıp gülüp duruyor. Koç burcu bu kadın. Deli olur ben sana söyliyim. Hatta fena halde ateş yüklü olur. Şimdiden tozu dumana katıyor zaten.

3 Temmuz 2009 Cuma

Beach Fashion

*Plajda sürekli teyzeler var. Böyle çok aşırı yanmış ve buruşmuş derileri sarı boyanmış saçları dev D&G yazılı çakma güneş gözlükleri ve altın rengi ağırlıklı mayo desenleri ile acayip havalılar. Tabi leopar desenli havluları söylemiyorum bile.
*En çok daha genç yaştaki teyzelerin çocuklarının kova ve kürek facility lerinden yararlanıp kale yapmayı seviyorum.
*Plaja yüksek topuklu terlikleriyle gelen teyzeler bu sene de oldukça çoğunlukta.
*Ben ise her yılki gibi üzerimde sadece bikini ile dolanıp duruyorum. Ne bir pareom var ne bir şıkırtılı terliğim ne de herhangi dikkat çekici bir aksesuarım. Minimalizm rulezzzz...
*Hatta geçen gün bikinimin ipini düzeltiyim derken çözmüşüm yanlışlıkla baktım üzerimden düşüyo neredeyse tüm plaj muhteşem(!!!!) memelerimi görücekti ucundan döndüm. OMG!

İzleyiciler

Açıkladıkça batıyorum...