Sabah gene aynı bal köpüğü peugeot taksiye bindim. Bi şarkı çalıyodu. Sözlerinde " acayip hayvanlar gibisin..." diyordu. Bu ne biçim bi tanımlama alla alla diye düşündüm. Bu ne biçim şarkı. Asıl bu adam böyle şarkılar çalan radyo kanallarını nerden buluyor? işte gerçek soru bu.
Taksici bana kızından, çocukların nasıl eğitilmesi gerektiğine inandığından, taksisine binen müşterilerden, trafiğin kötülüğünden, mesleğin zorluklarından, kızının yaptıklarından, hayattan, İstanbul' dan ve bilumum- şimdi aklıma gelmeyen- şeyden bahsetti.
Sadece sussun istedim. Bir ara öyle fena daraldım ki. Tam da o sırada çok ders verici bi hikaye anlatmaya başlamıştı.
"Siz ALTIN TOP hikayesini bilir misiniz?"
Bilmem...bilmek de istemem. Ben susmanı isterim. Zırvalamamanı. Sessizlik ve huzur isterim.
Senin taksinden inip dağlara taşlara koşasım var. Yeter ki sus!
Susmadı. Güldü, anlattı. Kahkahlar atıyor. Konuşma hızından nefes bile alamıyor adam. Abartmıyorum bu arada...
En son kol kolumdan hafif bi uyuşma gelmeye başladı kalbime doğru. Sanırım kalp krizi geçiriyorum dedim. Daha fazla dayanamıycam dedim. İşin kötüsü bir milim bile ilerlemeyen trafikte taksinin içinde bu salak herifle baş başa kalmıştım.
Nasıl söylenir ki?
"Beyefendi müsait biyerde durur musunuz? Kalp krizi geçiriyorum da..."
ATM nin önünde canımı zor dışarı attım arabadan. Durmadı o da arkamdan indi. Niyeyse?
Arabanın bagajını açtı, kapadı, biyerleri sildi, kolonyalar sıktı bişiler bişiler, bir panik hali...Kurtulamıyorum heriften.
Parayı verdiğimde hala konuşuyordu. Dinlemedim. Kapıyı falan nasıl kapattığımı hatırlamıyorum. Koşarak uzaklaştım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder