This is only a blog not your life...
Açıkladıkça batıyorum...
1 Mayıs 2012 Salı
Ev hali
Annemin cep telefonu kilidi ve ekranda Turkcell yazısının belirmediği konularında edindiği telaşlarla bir gece geçiriyorum.
Ev bir iki gündür çok kasvetli...
Sevgiler.
Ev bir iki gündür çok kasvetli...
Sevgiler.
6 Nisan 2012 Cuma
Hey baby I'm back!
26 Ekim 2010'dan beri buralara bir şey yazmadım. Çünkü gittim biraz gezdim. Başka yerlerde yazdım, başka bloglar açtım, oralarda da çok sevildim. Evet ne sandın burada hayvan gibi kitlem var çok seviyorlar beni! Çok eğlendim, çok güldüm. Sonra fikirlerine önem verdiğim bir dostum dedi ki; "Ben her gün okuyordum yazdıklarını niye yazmıyorsun?". Bu sorusuna bir cevap verdim tabi. Sonra verdiğim cevaba kendim bile inanmadım, çok saçma geldi. 5 yıl önceki ben cevap vermişti soruya. Halbuki ben o insan değildim artık. Sevdiğim blogumu geri aktif hale getirmek istediğimi fark ettim. Her sabah 6 da hortlamam sebebiyle bugüne kısmetmiş. "Kısmet" sözcüğü bu sene lügatıma, hayatıma ve anlamsal olarak mantığıma girdi. Fena değil yahu kullanıyorum arada :P
Saat de 8 buçuk olmuş bari işime gücüme döneyim ben. Öpüyorum şekerim. Çok konuşmuyorum artık ama arada buraya bişiler yazarım. Kısmet.
Saat de 8 buçuk olmuş bari işime gücüme döneyim ben. Öpüyorum şekerim. Çok konuşmuyorum artık ama arada buraya bişiler yazarım. Kısmet.
26 Ekim 2010 Salı
20 Ekim 2010 Çarşamba
Children
"Hepimiz çocuğuz. Anne değil, baba değil. Birinin hayatımıza girip herşeyi yoluna koymasını istiyoruz. Birinin bizi hiç bırakmayıp eve götürmesini istiyoruz. Hepimiz yuvaya ulaşmaya çalışıyoruz. Ben senin beni istemeni istiyorum, sen benim seni istememi, hepimiz bir başkasının isteğini istiyoruz ama bir başkası yok. Bu akşam buraya bir şeyler bulmaya geldiniz. Ne kaybettiniz? Hiçbir şey kaybetmediniz. Aramayı bırakın. Neredeyse kusursuz. Siz her zaman kusursuzsunuz. Şimdi çocukları seyredin. Children."
-- Nigel Charnock (Kareograf, Children)
Louise Lacavier için
Yanıp yanıp söne söne atlaya zıplaya kucaklaşa kucaklaşa yerlerde yuvarlana yuvarlana birbirimize koşarak es geçtiğimiz zamanların anısına sana bu ismi taktım. şişedeki suyu paylaşmadığımız anlar geldiğinde birbirimizin kafasına boşaltırken sana şu parçayı çaldım. beni bıraktığında şurada yere yattım. orada kaldım. gelip almanı bekledim. gelmedin. orada öldüm. dirildiğimde sen ölmüştün. ıslaktın. ağladığımda gülmüştün. şimdi ikimiz de aynı ismi taşıyoruz. aynı kıyafetleri giyiyoruz. aynı koltukta oturmuş bir son bekliyoruz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
This is only a blog not your life...
Açıkladıkça batıyorum...