Sabah Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi' ne olan rutin ziyaretimi gerçekleştirdim.
Emre Bey yoktu. Çok üzüldüm. Ben o çocuğu seviyodum oysa ki.
"Emre Bey bigün kahve içelim mi?"
Ne derdi acaba sorsam?...Herhalde bipolar mizaç bozukluğuma vururdu olayı.
Neyse onun yerine bi kız vardı bugün. Mavi gözlü, saçlarını da sarıya boyamış. Niye kızların gözü mavi olunca hemen vücutlarındaki bütün kılları sarıya boyamaya çalışıyorlar acaba? Anlamıyorum. Neyse ki mavi gözlü değilim, yok böyle dertlerim.
Kız bana "Şikayetiniz var mı?" dedi.
Var sayın doktor. Herşeyden şikayetçiyim aslında. Ama anlatmam uzun sürer. Sizi de bunalıma sokmiyim şimdi. Ne gerek var? Zaten devletin verdiği üç kuruşla geçinmeye çalışıyorsunuz, bi de beni dinlemeyin.
"Sıkılıyorum."
"Mutsuzluk."
Ses yok. Önündeki kağıtlara ne yazıyo bu psikyatristler yahu? Bi gün hayatım boyunca gittiğim bütün deli doktorlarının kağıtlarını alıp karşılaştırıcam, bakalım aynı şeyi yazmışlar mı? Ya da hangisi bilmiş, benim derdimi. Türkiye' de verilen psikyatri eğitimi ile ilgili dev şüphelerim var.
Kız bi ara birine telefon edip "Bipolar bayan lazım mı?" dedi.
Puahahahahahahahahahah....
Bu ne ya?!... Abla bipolar bayan lazım mı, bak ucuza vericem sana.
Neyse kapattı telefonu, yırttım. Bi de tez konusu olmiyim elaleme.
İlaç milaç vıdı vıdı bişiler geveledim ben. O da devam et ilacına dedi. Peki.
İyi bi kıza benziyodu. Sonra çıktım. Bahçede çok süper bi kedi gördüm yavru. Onu sevdim. Kucağıma aldım. Annem de sevdi onu. O da bizi sevdi. Ayaklarımıza süründü. Yerlerde yuvarlandı. Patilerini uzattı. Orda bırakmak zorunda kaldım onu. Üzüldüm giderken. Çok tatlıydı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder