24 Eylül 2008 Çarşamba

Lastik eldiven ben ne edem?

Bulaşık makinemiz bozuldu. Ön tarafını söküp götürdüler. Zavallı annem büyük umutlarla artık 1 ay mı 2 ay mı ne parçası gelicek servise diye umutla bekledi. Ben de içimden bok gelir o parça gelse de takması makineden pahalıdır pöh falan diye söylendim. Netekim annem günden güne azalan sabrı ile azimle bekledi. Sonra ne oldu bişey oldu olay benim dediğime geldi. Ya parçası gelmedi ya da çok pahalı mıydı neydi. Göt gibi kaldık şimdi makinesiz. Hemen eve bir çift bulaşık eldiveni ve pril alındı. Bir de tuhaf bi leğen ortaya çıktı- nerdeydi acaba bu önceden?
Şimdi bulaşıklarımızı paşa paşa elde yıkıyoruz. Ve şöyle garip stresler yaşıyorum mesela bazen:
Hani bulaşıkları yıkarken uzun kollu giysinizin kollarını yukarı doğru sıvarsınız ya...ve siz tam prilin o muhteşem ışıldatan köpüklerine boğulmuşken o kollar yavaş yavaş aşağı inmeye başlar. Bir strestir başlar: "eyvah kollarım ıslanıcak ve koluma değicek iğrenç bi his bu, iğrenç!!! n'ooolur olmasın!"...Tabi bu stresle birlikte tuhaf hareketler yaparak, kollarınızı, bacaklarınıza oranıza buranıza sürterek sıvamaya çalışırsınız. Olmaz!. Eğer evde biri varsa, ondan rica etmek zorunda kalırsınız. Bir de o insanla çok samimi değilseniz -yani sevgiliniz falan değilse mesela-çok tuhaf hallere düşersiniz. Atıyorum teyzeniz var evde ve teyzeniz o yani. Çok samimi ilişkiler ya da romantik dokunuşlar yaşadığınız biri değil. "Teyzeeeeeeee gelip şu kollarımı yukarı çeker misiiiiiiiin?" Teyzeniz sizin kollarınızı oraya buraya çekiştirirken utanç, suçluluk duygusu, sıkkınlık falan gibi binlerce duyguyu bir an yaşayıp o 1 dakikanın 1 sene gibi geçmesine şahit olursunuz.

Ay çok tuhaf duygular bunlar bazen ya. Ne kadar da yabancılaşmışız bazı hallerde.

Hiç yorum yok:

İzleyiciler

Açıkladıkça batıyorum...