28 Temmuz 2010 Çarşamba

Taksim' den nefret etmek için çok sebebim var dude

*Taksim' den Bakırköy' e gelirken tam Haliç Köprüsü' nün üzerindeki rampadan aracı boş vitese alıp langır lungur, hızlanan bir ivmeyle kontrolden çıkmışcasına giden sarı dolmuşların içindeki ben, şoföre ana avrat düz gitmemek için dişlerimi o kadar çok sıkıyorum ki çene yapım değişiyor yıllardır; ama onlar değişmiyor. Değişmeyecek.
*Taksim' den evime dönene kadar sözle hareketle ya da başka şekillerde taciz edilmeden geçen her güne şükrediyorum. Tanrıya olan inancım giderek kuvvetlendi yıllardır.
*Dolmuşta yanıma oturup anında uykuya dalan, aracın her hareketine uyumlu olarak boynu bir o tarafa bir bu tarafa savrulan, ritmik bir biçimde omzuma kafa atıyormuş hissi yaratan adamlardan biri de bigün dese ki kusura bakmayın rahatsız ettim ama dalmışım. Tabi ki şimdiye kadar böyle bir mucizevi olay gerçekleşmedi. Hatta olay sen arandın durumuna kadar geliyor bu ülkede. Nasıl oluyorsa artık? Neyi aranıyorum dostum? Sen kimsin?
*Adım attığın her 1-2 dakikada bir eline tutşturdukları bröşür ilan üyelik formu bildiri imza kağıdına "hayır teşekkürler" dediğinde arkandan depar atarak "sadeceee 2 dakikanııızzzz..." diye yırtınan kitle. O ne abi? Bi git ya!!!!...
*Kafana düşmek üzere gökyüzüne fırlattıkları ışıklı cisimleri hiç mi hiç saymıyorum. Nefret!

Hiç yorum yok:

İzleyiciler

Açıkladıkça batıyorum...