Soğuk duvarları olan iki katlı evde hiç olmadığını hatırlıyorum. Hep boş bir oda içerisinde gezinen farklı kokular. Canımı sıkan oda. Of bu pis oda... Canımın çok sıkkın olduğu gün içerisine sığınıp huzur bulmaya çalıştığım bir kaos. Kaoslardan düzen yaratmakta üzerime yok. Yaratılmış düzenlerden ise sıkılıp onları yıkmak için benliğimi yıkmam ilk defa duyduğunuz bir masal değil. Gidelim gidelim gidelim...Bu dar sokaklardan çıkalım. Duvarların dışındaki boş araziye çıkalım. Nefes alalım. Hadi!
Ocak'taki Mayıs sıkıntısı bu. Hava gündüzleri güneşli, akşamları yağmurlu, geceleri buz gibi, hava benim gibi-belirsiz. Gökyüzündeki gri renk en sevmediğim ama en çok gördüğüm şey...Kafamı kaldırdığıma bile şükredecek kadar içime kapandığım zamanlar geçiriyorum. Ama cümlenin fiili güzel. Geçiriyorum...Geçiyor...Gidiyor...Bu hep akış.
Bu çeşit bir aşkı alamam, hayatıma koyamam, üstesinden gelemem, başa çıkamam. Bu çeşit bir aşk derken neden her şeyi kategorize ettiğimizi anlıyor musunuz? Ben anlamıyorum mesela.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder