Siz ve "yoğunluk"larınız, siz ve çok meşgul ve kariyer dolu hayatlarınız...çalıştığınız uluslararası şirketleriniz, toplantılarınız, yönetim kurulundaki sorumluluklarınız, önemli dergilerdeki pozisyonlarınız ve tanıdığınız "sanatçı" sayısı, sosyal medyadaki paylaşımlarınız ve takipçilerinizin kaç ka olduğu...birbirinin tekrarı olan açılışlar kokteylleriniz ve davetleriniz...mutsuzluktan gerginlikten yapaylıktan güvensizlikten korkudan alkole sarılıp hatırlamadığınız geceler ile ilgili "çooğğkk eyyleğğndiğğkkk" paylaşımlarınız...hiç ilgili değilim bunlara...görüyor tanık oluyorum sadece uzağından. neyse ki uzağından
çok meşgulmüş ve gönderdiğim cv'yi facebook'tan gönderdiğim için onu açmaya falağğn uğraşamazmış görmemiş miyim mail adresi vermiş! işin peşinden koşmalıymışım...ve söz konusu iş sekreterlikmiş...yalvarmalıymışım belki de kapılarda yatmalıymışım ama olur muymuş böyle oturduğum yerden hiç bilmiyormuşuğğmm...Çooğğkk yoğğuunn...O kadar yoğunlaşmış ki neredeyse buharlaşıp atmosfere karışma riski varmış mış mış. kullandığı fondöten cildini nemli tutuyormuş ama gözeneklerindeki kırışıklıkları gizleyemiyormuş ve tabi beynindeki çatlakları kapatamıyormuş..yağğni çok yoğğğğunnn anla işte!
manken olmalıymışım ben çünkü istanbulda iş çok önemliymiş ama kendisi bir baltaya sap olamadığından ve kadınları etrafından kaçırdığından tansiyonu yükselmiiğğşş...haa bir de köklenemiyormuş merkezlenemiyormuş yaaaaaaaaa tüh...yogaya ve annesinin evine dönüyormuş!seks hayatı sarsılmış ve libidosu düşükmüş ve kavramları yitirmiş. ha tabi bir de kendi öz benliğindeki başka kişilikleri ve melekleriyle tanışmış...kendini her gün turuncu poşetlerle kaplayıp pompalama yapıyormuş gel gör ki uzuvlarından akan enerjilerdeki bağğzı noktalar henüz buna adapte olamamış. Anlıyoğğr musun?
çok önemli özel nacizane mucizevi tantrik dahiyane şahsına münhasır biricik elmas boyutunda parlak fevkaladenin fevkinde ışıklarla kaplı büyülerle örülü 6.çakrası çok aşırı açık ama 3.sü birazcık kapalı oysa ki tüm aurası kalıntılardan arındırılmış ve bağları kesilmiş özgürlüğüne kavuşmuş dopdolu biriymiş!!!
Di mi ama?
This is only a blog not your life...
Açıkladıkça batıyorum...
26 Mart 2015 Perşembe
5 Mart 2015 Perşembe
Dik dik
Geçen gün kaldırımda duruyordum. Halk Eğitim merkezinin önünde. Tabelasına bakıyordum. Hangi kursların olduğu yazıyordu tabelada. Belki yoga dersi verebilirim lan umuduyla heyecanlanmıştım. Zaten benim göbek adımı annem heyecan koysa iyi olurmuş. Sürekli bir heyecan hali içimde bitmeyen... Ben aval aval tabelaya bakıyor olmalıyım ki önümden geçen adam diyemeceğim yaşta ergen erkek varlık ağzımın içine girdi. Ama baya bu kadarını ilk defa yaşamışımdır veya bilemedin ikinci- bir kere de Şok marketin önünde yaşlı amca ile dudak dudağa gelmiştik onu da sonra anlatırım. Şimdi konuyu dağıtmayım. Neyse ağzımın içine girdi derken burada bir hüsn-ü talil filan yapma derdinde değilim. Zaten sorsan edebiyattan o kadar da anlamam. Tam o anda mesela tesadüfen "üç" veya "üçyüzotuzüç" filan gibi bir şey diyor olsaydım ergenle öpüşmüştük. Durup dururken yani. Baştan aşağı süzdü süzdü süzdü, geçip gittikten sonra arkasına dönüp tekrar baktı. Bu bakmalar hep var. Bitmiyor. Sanırım ben ölmeden bitmiş de olmaz, ben ve benim neslim bittiğini görmeyiz yani. Sonra ne olur bilemem onu. Onu sonraki nesiller düşünsün.Türk kadını olarak gözle taciz zaten yabancı olduğumuz bir şey değil. Devamlı oramız buramız izleniyor. Göz dikiliyor üzerimize- öyle hoş naif bakışlar değil. Dik ve nefret dolu. Çocukluğumdaki Türkiye' yi ben özledim. Medeniyet sana hasretim.
25 Nisan 2014 Cuma
Belki bir gün...Gerçekten.
Bir gün bir işim olacak. Gerçekten gidip mesleğimi yapabileceğim filan yani. Hatta inanmazsınız para bile kazanacağım o işten. Ev kiramı, faturalarımı, masraflarımı ödeyebileceğim. Annemle yaşamak zorunda olmadığım kendi evimin olduğu bir zaman olacak. Gerçekten. İstediğim gibi evi dağıtabileceğim, eve arkadaşlarımı çağırabileceğim, sevgilimle rahatça sevişebileceğim filan. Öyle gerçek yani. Hatta şu 20 yıldır bulmaya uğraştığım iki tane karakter sahibi müzisyen bile bulacağım. Müzik yapabileceğim, yapabileceğiz. Sahnemiz filan olacak mesela haftada 1-2 gün. Neyse işte. Gerçek bu dediklerim ha. Böyle spor yapacağım hafta sonları. Koşacağım, tenis oynayacağım, yoga yapacağım. İstediğim zaman 1-2 seyahat bile edebileceğim. Yollara düşeceğim. Tabi izin alarak canım iş yerinden. Gerçekten olacak bunlar. Hatta bakarsın bi minik arabam filan da olur. Düşerim güney sahilleri yollarına arabayla camı da açarım püfür püfür. Klima nefretim biliyorsun, sevmem. Hasta olurum 2 dakikada. Camdan esen rüzgarın sesini duyuyorum hatta, vuuu vuuu...Gerçekten bak olacak. Ha bi de çok istediğim gitar var onu filan alırım bakasın. Çok pahalı bişey değil ya. Elektro akustik bööle sisteme girince şukela bi sesi var tınn tınn tınn...harika bir his...şarkılarımı çalar söylerim, hatta belki birileri filan bile dinler ha! Gerçekten bak.
Gerçekten bak. Bunlar olabilir bir gün. Belki gerçekten ölmeden bir iş bile bulabilirim bu ülkede. Gerçekten.
Gerçekten bak. Bunlar olabilir bir gün. Belki gerçekten ölmeden bir iş bile bulabilirim bu ülkede. Gerçekten.
31 Mart 2014 Pazartesi
20 Mart 2014 Perşembe
Çok sıkılıyorum canım blogum. Yaşadığım ülkeden ve birlikte bulunmak durumunda olduğum insanlardan hazetmiyorum. İçim bayıldı artık aynı konulardan. Hayır bir de hiç umudum yok ki yani! İlkokulda filandım ben bööle etrafıma bakmıştım, niye böyle filan diye sorgulamıştım hatırlarım, o zamandan beri de beklentilerim hiç yükselmedi milletimden. Sağolsun kimse de beni hayal kırıklığına uğratmamak istercesine doğruladı düşündüklerimi. Yani keşke yanılsam. Yanılsam da en büyük yanılgılardan utansam. Ah desem öyle değilmiş bak! Hep kendi bildiğini sandım ukala narsist, halbuki içlerinde bir cevher varmış milletimin.Desem...Mesela. Diyemediğim gibi hayalini bile kurmuyorum, onu farkettim. Öyle bir umutsuzluk.
Hayatta hep depresyonla baş etmeye çalıştığımı düşündüler etrafımdakiler. Halbuki benim kadar yaşamayı seven biri daha var mıdır emin değilim yani. Durum değerlendirmesi bile yapamadılar yani şu kadarcık konuda. Nasıl ülke değerlendirmesi yapsınlar ki? Di mi?
Hala hiç bir umudum yok. Yani tekrar hükumetin aynı kalacağını, sistemde hiçbir şeyin değişmeyeceğini ve daha kötü günlerin bizi beklediğini görebiliyorum. Umarım yanlış görüyorumdur. Umarım dangalakçadır bu fikirlerim. Yaklaşık 10 yıldır hemen hemen hiç para kazanmadım gibi bir şey. Aldığım maaşlar şakalar gibiydi, keza çalışma şartlarım da öyle. İşe gitmek için katettiğim mesafeleri saymıyorum bile. İnsanlar bir şekilde yürütüyorlardı, buluyorlardı bir yolunu. Ben beceremedim. Olmadı yani. Dil bilmeyen, açıktan üniversiteyi zor bitirmiş insanlar yüksek maaşlarla çalışabiliyorken ben işsizim. Gittiğim iş görüşmelerinde o pozisyonlara kimleri alıyorlar hep merak ettim. Acaba nasıl insanları tercih ediyorlar? Nasıl giyiniyor o kişiler? Tavırları nasıl? Mesela kadınlardan nasıl sinyaller bekliyorlar? Hiç bilmiyorum bu soruların cevaplarını. Çünkü benim tek dediğim şu kadar eğitimim şu kadar deneyimim var şu dilleri bu programları biliyorum size bu pozisyon için ihtiyaçlarınızı karşılayacak hizmeti rahatlıkla verebilirim. Bundan başka ne bekliyorlar acaba? Bir göz süzüş? Bir dudak büküş? Bir endam bir tavır filan mı? Nedir yani? Kıç yalama dedikleri şey- ki ne olduğunu bilmiyorum iş görüşmesinde mi start alan bir olgu? Bunu birine sorup öğrenmem gerek kesinlikle. Derin bir meraktayım.
Çok sıkılıyorum ya. Vallahi. Baya yani. Yine de yaşamak gayet keyifli o ayrı.
Hayatta hep depresyonla baş etmeye çalıştığımı düşündüler etrafımdakiler. Halbuki benim kadar yaşamayı seven biri daha var mıdır emin değilim yani. Durum değerlendirmesi bile yapamadılar yani şu kadarcık konuda. Nasıl ülke değerlendirmesi yapsınlar ki? Di mi?
Hala hiç bir umudum yok. Yani tekrar hükumetin aynı kalacağını, sistemde hiçbir şeyin değişmeyeceğini ve daha kötü günlerin bizi beklediğini görebiliyorum. Umarım yanlış görüyorumdur. Umarım dangalakçadır bu fikirlerim. Yaklaşık 10 yıldır hemen hemen hiç para kazanmadım gibi bir şey. Aldığım maaşlar şakalar gibiydi, keza çalışma şartlarım da öyle. İşe gitmek için katettiğim mesafeleri saymıyorum bile. İnsanlar bir şekilde yürütüyorlardı, buluyorlardı bir yolunu. Ben beceremedim. Olmadı yani. Dil bilmeyen, açıktan üniversiteyi zor bitirmiş insanlar yüksek maaşlarla çalışabiliyorken ben işsizim. Gittiğim iş görüşmelerinde o pozisyonlara kimleri alıyorlar hep merak ettim. Acaba nasıl insanları tercih ediyorlar? Nasıl giyiniyor o kişiler? Tavırları nasıl? Mesela kadınlardan nasıl sinyaller bekliyorlar? Hiç bilmiyorum bu soruların cevaplarını. Çünkü benim tek dediğim şu kadar eğitimim şu kadar deneyimim var şu dilleri bu programları biliyorum size bu pozisyon için ihtiyaçlarınızı karşılayacak hizmeti rahatlıkla verebilirim. Bundan başka ne bekliyorlar acaba? Bir göz süzüş? Bir dudak büküş? Bir endam bir tavır filan mı? Nedir yani? Kıç yalama dedikleri şey- ki ne olduğunu bilmiyorum iş görüşmesinde mi start alan bir olgu? Bunu birine sorup öğrenmem gerek kesinlikle. Derin bir meraktayım.
Çok sıkılıyorum ya. Vallahi. Baya yani. Yine de yaşamak gayet keyifli o ayrı.
15 Aralık 2013 Pazar
8 Ekim 2013 Salı
Dün olanları buraya yazalım. Haydi gel:
Kadıköy beni çok mutlu ettin, beni hepmutlu ettin Kadıköy iyi ki varsın. Tam benim kafadasın Kadıköy, Ankara'yı sevmem gibi Ankara'yı hatırlatıyorsun bana Kadıköy. Bir o kadar da mekansızlık duygusu ile içimi huzurla dolduruyorsun. Kadıköy' de kaybolmuyorum, bulmuyorum, bilmiyorum. O kadar.
Bütün köpekler ve kediler çok arkadaş canlısı idi. Yerlerde yuvarlanan patisini uzatan Bobi ve diğerleri beni çok mutlu ettiniz. Kiliseleri ve garip dükkan sahipleri bir sürü bişiler anlattılar. OM diye bir grup öğrendim, plaklarını dinledim. Daha başka bir sürü grup dinledim. Utku' nun anlattıklarını dinledim. Hep soğuk olan barlarında üşüsem de insanları içimi ısıttı. Fotoğraflar çektik çektik çektik, ördekleri kovaladık.
Ne güzel gündün sen Kadıköy. Sağol lan.
Kadıköy beni çok mutlu ettin, beni hepmutlu ettin Kadıköy iyi ki varsın. Tam benim kafadasın Kadıköy, Ankara'yı sevmem gibi Ankara'yı hatırlatıyorsun bana Kadıköy. Bir o kadar da mekansızlık duygusu ile içimi huzurla dolduruyorsun. Kadıköy' de kaybolmuyorum, bulmuyorum, bilmiyorum. O kadar.
Bütün köpekler ve kediler çok arkadaş canlısı idi. Yerlerde yuvarlanan patisini uzatan Bobi ve diğerleri beni çok mutlu ettiniz. Kiliseleri ve garip dükkan sahipleri bir sürü bişiler anlattılar. OM diye bir grup öğrendim, plaklarını dinledim. Daha başka bir sürü grup dinledim. Utku' nun anlattıklarını dinledim. Hep soğuk olan barlarında üşüsem de insanları içimi ısıttı. Fotoğraflar çektik çektik çektik, ördekleri kovaladık.
Ne güzel gündün sen Kadıköy. Sağol lan.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
İzleyiciler
This is only a blog not your life...
Açıkladıkça batıyorum...