Oniki onüç yaşındaydım. Kuşadası' na gitmiştik. Çok kötü bir ruh hali içerisindeydim o yaz. Herşey ters gidiyordu hayatımda. Çok da canım sıkılıyordu. Zaten babam ve sevgi ile tatil ne kadar eğlenceli olabilirdi ki o yaştaki bir çocuk için? Fırsatını bulduğum bir aralıkta babamın bütün baskılarına rağmen evden çıkmayı başarıp sitenin içindeki çocuklarla buluşmuştum. İçlerinden bir tanesini çok beğeniyordum ama tabii hiç bir şekilde konuşmaya cesaretim yoktu. O da buluştuğum grubun içindeydi. Konuşmadık pek bişey. Bana "nerelisin" falan diye sordu. Çok heyecanlanmıştım, zor cevap verdim onu hatırlıyorum bi tek. O gün eve geldiğimde çok tedirgindim babam bişey der mi acaba diye. Neyse ki ortalıkta yoklardı. Bense sevinçten ne yapacağımı şaşırıp dizimi yerde duran sehpanın kırılmış camına karanlıkta önümü görmeyerek çarptım. Cam dizimi kocaman iki parçaya ayırdı adeta. Kocaman bir kesik açtı. Pek korkmadım. Canım da acımıyordu. Kanamıyordu da...Gittim babama haber verdim. Babam bayağı panikledi. Beni arabaya attığı gibi hastanemsi bi sağlık kuruluşuna götürdü. Orda dizime 8 tane dikiş attılar. Pek bişey hissetmedim gene. Sonra o yaz öylece geçti. Dikiş bi süre sonra kapandı. Yaz bitti.
Yıllar geçti...Orada kocaman bir kesik izi kaldı. O iz hep orda kalacak. Bense artık o izin orada olduğunu hatırlamıyorum bile. Biri sormadığı sürece tabii..."Onüç yaşındayken cam kesti" diyorum sadece soranlara. Yıllardır onunla yaşıyorum çünkü ve orası artık hiç acımıyor.
Artık yavaş yavaş O da kalbimde o cam kesiğine benzemeye başladı. Her ne kadar orda olduğunu bilsem de, baktığımda kocaman bıraktığı izi görsem de artık eskisi kadar hiçbir zaman acımayacağını ve kanamayacağını biliyorum. Biri sorarsa "boşver O 'nu senin hayat nasıl gidiyor" diyorum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder